Türkiye’de Tütün

Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gelişiminin dönüm noktalarını, emperyalizmle zaman içindeki ilişkilerini, birikim rejimindeki (dolayısıyla halk sınıflarının kaderlerindeki) dönüşümlerin aşamalarını temsil eden tek bir üretim kolu (ürün) seçilecekse, belki de en uygunu tütün olmalıdır.

Nedenlere bakalım: Kamu maliyesinin daima en verimli gelir kaynaklarından biri, tütün olmuştur. Otuz yıl öncesine kadar ihraç gelirlerinin ön sırasında gelmiştir ve esasen dünya ham madde ticaretinin önemli bir ürünüdür. Bu bakımdan Türkiye’yi dış dünyaya, emperyalizme bağlayan halkalardan biri olarak öne çıkar. Yakın geçmişe kadar hem yüzbinlerce küçük çiftçinin ana geçim kaynağı olmuş; hem de Cumhuriyet’in ilk sanayi kollarından biri olarak genç işçi sınıfının oluşumunda ön planda rol oynamıştır.

Tütünden söz etmemin nedeni ise, Nuray Ertürk Keskin ve Melda Yaman’ın kitabına dikkat çekmektir: Türkiye’de Tütün: Reji’den TEKEL’e; TEKEL’den Bugüne, (NotaBene, 2013)… Konu üzerinde dört başı mamur bir yapıttan söz ediyorum.

Konu çok yönlüdür. Politik iktisadı, tarihi, siyaseti, sosyolojiyi ilgilendirdiği için disiplinler-arası bir perspektife gereksinim duyar. Dünya ekonomisinde sanayi/ham madde işbölümünün oluşumunu yansıtır; dev şirketlerce denetlenen bir dış ticaret ağının içinde yer alır; sermaye ihracının tipik hedeflerinden biridir; bu nedenlerle (ve politik uzantılarıyla birlikte) emperyalizm sorunsalı içinde yer alır. Piyasa için üretim yapan küçük üreticiliğe dayanır ve bu üretim ilişkisini oluşturan sınıfsal çözümlemeleri, çiftçi ile tefeci/tüccar (veya ticarî/finansal sermaye) arasındaki bölüşüm karşıtlıkları çerçevesinde içermesi gerekir.

Bu gündem, bence, Marksist bir perspektifi gerekli kılıyor. Türkiye’de Tütün de Marksist bir çalışmadır ve bu gerekli koşulu hakkıyla yerine getirmiştir.

Marksist bakış açısı gereklidir; ama yeterli değildir. “Yeterlilik”, öncelikle bilgi malzemesiyle ilgilidir. Yazarlar, Tübitak desteğinden yararlanarak Fransa Ulusal Arşivi, Fransa Anadolu Araştırma Enstitüsü, Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri, Düyun-u Umumiye ve Reji belgelerine ulaşmışlar. Bu zengin kaynaklara, çeşitli yayınları, araştırmaları ve Samsun’da yaptıkları görüşmeleri eklemişler.

Keskin ve Yaman, Türki-ye’de Tütün’ün öyküsünü, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılı ile başlatıyorlar ve tütünün izlerini sürerek Türkiye’nin toplumsal tarihine ışık tutuyorlar. İmparatorluğun bir yarı-sömürgeye dönüşümünü Reji düzeni; Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık ve sanayileşme arayışlarını TEKEL modeli; neo-liberalizme geçişi ise desteklemenin tasfiyesi ve özelleştirme temsil edecektir. İlginçtir ki, bu öykünün yazılmasını sağlayan zengin kaynaklar, bu son dönem söz konusu olunca yazarlardan sakınılmıştır. Özelleştirme sürecinin ayrıntılarına ilişkin başvuruları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı “söz konusu evrakların kamusal erişime kapalı olduğu” gerekçesiyle reddetmiş; TEKEL’in tütün-sigara üretimini devralan çokuluslu dev şirket (BAT) ise yanıtsız bırakmıştır. Açıktır ki, gizlilik, güncel kirliliği ört-bas etmektedir.

Yazarlar zengin ayrıntılarla anlatıp çözümledikleri her aşamayı yerele, yani Samsun’a da taşıyorlar. Kitap, bu nedenle “Tekel’in özelleştirilmesi sonrasındaki Samsun” ile tamamlanıyor. Bu son bahis, Tekel işçilerinin Samsun ve Türkiye direnişlerini kapsayacak ve “BAT’ta İşçi Olmak” hallerini anlatarak noktalanacaktır.


Nuray Ertürk Keskin ve Melda Yaman, araştırmalarını “toplumsal belleğin yeniden canlanmasına yardımcı olması” amacıyla yaptıklarını belirtiyorlar. Tütün ile bağlantılı toplumsal belleğin geçmişteki ve günümüzdeki tanıklarına da yer veriyorlar. İki örnek vereyim:

Tarih, 21 Mart 1883. Tütüncü köylerin muhtar ve imamlarından yirmi bir kişi tütün ticaretinin yabancı bir kumpanyaya (Reji’ye) verileceğini öğrenmişler; önlenmesi için Abdülhamite’e bir telgraf çekiyorlar: “Bir sene içinde tırnaklarımızı döğmecesine emek vererek husule getirdiğimiz tütünler bir kumpanyanın eline verilecekmiş. Artık bundan hayır memul etmek [ummak] bizim için haramdır. Zira şimdiye kadar bunların [ecnebilerin] bir işe girip kolay çıktıkları görülmemiştir.” (s.61)

Direnme beyhudedir. Reji kurulur. Çiftçilerin direnme yöntemi kaçakçılıktır. Kolcular, jandarma on binlerce kaçakçı öldürür (s.175). Cumhuriyet TEKEL’i kurar; yabancı sigara ithalini yasaklar. Bugünün yaşlı kadınları Samsun fabrikasındaki işçilik günlerini anmaktadırlar: “Sabah olsa da işe gitsem derdim. Beyaz önlüklerin içinde geçerdik. Kar gibi olurdu sokaklar. Bütün çalışanlar sendikalıydı. Arkadaşlık, dayanışma çok farklıydı. Çalışmayla özgürleştik. Bugün olsa yine çalışırım.” (ss.351-355)
Bu önemli ve özgün çalışma için Nuray Keskin ve Melda Yaman’a teşekkürler…

Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: